Youtube Türkiye’nin Teknolojiye Atarlanan Adamı: Ekin Kollama Röportajı

Röportaj: Battal Özçelik

Türkiye Youtube ve internet ekosistemine gireli yaklaşık 4 yıl oluyor. Bu süreçte onu birçok farklı yerlerde gördük. Kimisi onu Teknolojiye Atarlanan Adam olarak tanıdı, kimisiyse Ekin Kollama olarak.

Türkiye’nin en meraklı içerik üreticilerinden biri, bunu videolarını farklı alan ve ilgi türlerinde üretmesinden anlayabiliyorsunuz. Onu bazen bir felsefeciyle, bazen de oto sanayide bir ustayla video yaparken görebilirsiniz. Merak ettiği bir konuyu veya ürünü, onu izleyen farklı sosyokültürel kesimden insanların sorabileceği olası soruları sorarak irdeleyen, inceleyen, sıcak ve samimi bir içerik üreticisi. Kendisiyle Youtube’u, teknolojiyi, sinemayı, hayallerini ve daha birçok meseleyi kapsayan güzel bir röportaj gerçekleştirdik. Keyifli okumalar.



Bize biraz kendinizden ve mesleki yolculuğunuzdan bahseder misiniz?

Adım Ekin Kollama, 32 yaşındayım ve evliyim. İzmir karşıya doğumluyum. Aslında Eskişehir Anadolu Üniversitesinde İngilizce iktisat okudum. Sonra başka bir üniversitede bilgisayar mühendisliğine başladım ve onu yarıda bıraktım. Asıl işim finansal danışmanlık, satış müdürlüğü de yaptım, pazarlama teknolojileri gibi işlerde çalıştım. Sonra bir gün işsiz kaldık. (gülüyor) Webtekno’ya gittim ve yazar olarak başladım. Yazarlıktan sonra da video çekmeye başladık. O dönem çok sevilen Teknolojiye Atarlanan Adam yani TAA karakteri ortaya çıktı. O zaman bu tarz bir içerik izleyecek kitle yoktu, aslında TAA ile öyle bir kitle oluştu.


”…Çünkü İzmir’deki çoğu firma, İzmir’deki kadar vardır… ”

Sonra İstanbul’a Timur ağabeyin (Timur Akkurt) yanına geldim. Biraz daha profesyonelliği ve işi öğreneyim dedim. Çünkü İzmir’deki çoğu firma, İzmir’deki kadar vardır. Onun dışında markalardan pek haberi olmaz, onlarla pek iş yapamaz. Buraya geldim ve dönüp baktığımda iyi ki de gelmişim diyorum.

Fotoğraf, Keyifli Adamlar Youtube kanalından. Fotoğraftakiler: Murat Türkbıkmaz, (sol) Ekin Kollama, (orta) Timur Akkurt (sağ)

Birçok kanalda içerik üretiyorum, bunlar başta Timur ağabeylerle birlikte olduğumuz Teknolojiden Anlamayan Adam kanalı, Ekin Kollama isimli şahsi kanalım, TeknoSafari.com’da teknoloji üzerine yazıyorum hem de sitenin Youtube kanalına içerik üretiyorum. TAA kanalını da açtım. Bunlara ek olarak bir arkadaşımla beraber ortak kurduğumuz siber güvenlik şirketim var. Fakat bu, teknoloji ve yayıncılık sektöründen çok bağımsız. Yani o ayrı bir iş, onun hiçbir zaman reklamını filan yapmadım.

Ekin Kollama bir teknoloji mağazasının ürünlerini inceliyor.


”…Youtube bütün TV kanallarının ve TV ünlülerinin reklam gelirlerinin pabucunu dama attı. ”

Youtube, kabaca kamerası olan herkese yayıncı olma fırsatı veren büyük bir oluşum. Gitgide profesyonel yayıncıların da dikkatini çeken bu devasa platformun geleceğini nasıl görüyorsunuz?

Tamamen profesyonellere özel bir yer olması imkansız. Çünkü insanlar profesyonel görmek istemiyor. Onu izlesek zaten televizyonda izlerdik diyorlar. Youtube’da daha özgürlükçü bir alan var, adam kamerayı açmış arkadaşıyla oturmuş sohbet etmiş goygoy yapmış bunu seviyorlar, doğaçlamayı, plansız olmasını seviyorlar yani. Profesyonelliğe geçince doğaçlamadan çıkıyorsun biraz daha. Tabii ki profesyonel yayınlar, 4K cam gibi bir çekim de epey izleniyor olabilir. Ama sıradan bir insanın anlattığı olayın, ya da yaptığı esprinin tadını vermez. O yüzden tamamen profesyonellerin eline geçeceği görüşü bence yanlış. Fakat şöyle de net bir şey var, Youtube bütün TV kanallarının ve TV ünlülerinin reklam gelirlerinin pabucunu dama attı.


… Sen sadece bir kanala abone değilsin ki, 200 tane kanala abonesin. Hepsinin cuma günü video yüklediğini düşünsene, şarjı biter telefonunun…”

Youtube’un çalışma mekanizması ile ilgili eksik, yanlı veya hatalı bulduğunuz noktalar var mı?

Var aslında ama bir yandan da Youtube’a hak veriyorum. Mesela ben video yüklediğimde, takipçime bildirim gitmemesinden çok yakınıyorum. Fakat bu kötü bir şey ama bunun bir sebebi var. Sen sadece bir kanala abone değilsin ki, 200 tane kanala abonesin. Hepsinin cuma günü video yüklediğini düşünsene, şarjı biter telefonunun. Yani aslında Youtube’un aldığı bu önlemler, ‘’aman bu adamın videolarını göstermeyelim, onu ezelim’’ filan değil. Ama bir yandan da bildirim gitmeyince insan sinirleniyor. (gülüyor)


”… Çocukların gelişimini kötü etkileyecek bir hareket yaparsan senin videolarını kimseye göstermediği bir ban türü var…”

Youtube’un kendi içerisinde bir sansür mekanizması var mı?

Tabii ki, Youtube’un bir algoritması var ve her sene ya da belli dönemde değişiyor. Örneğin Youtube diyor ki ‘’Bu sene diss şarkısı istemiyorum. Çünkü geçen sene çok kavga oldu, çok gürültü oldu.’’ Aslında youtuberlar birbiriyle kavga etmiyor ama yorumlarda takipçileri diğer youtuberlara karşı tavır takınıyor ve izleyiciler bölünüyor. Bir negatif ortam var ve Youtube diyor ki ‘’bu sene istemiyorum.’’ Şimdi sen Youtube’un inadına diss şarkısı yaparsan, Youtube bunu göstermez. Çünkü zaten sana söyledi bunu. Dolayısıyla videonun görüntülenmeleri düşük oluyor. Yani Youtube’a zıt gitmemen gerekiyor. Atıyorum, çocukların gelişimini kötü etkileyecek bir hareket yaparsan senin videolarını kimseye göstermediği bir ban türü var. Youtube sansürcü demiyorum ama olması gerektiği kadar önlem alıyor daha doğrusu almaya başladı.


”… Benim abonem 180.000, videolarım 1 milyon izleniyor. Geri kalan 800.000 küsur kişi nereden geliyor onu anlamıyorum…”

Herkesin merak ettiği bir konu var. Youtube trendler nasıl çalışıyor?

TAA kanalına attığım 3 video da trendlere girdi. Ben de hayatımda ilk defa trendlere girdim. (gülüyor) Ama trendler çok değişik bir algoritma. Benim abonem 180.000 videolarım 1 milyon izleniyor. Geri kalan 800.000 küsur kişi nereden geliyor onu anlamıyorum. Youtube’a yeni bir soluk getirdiğin zaman, farklı bir şey yaptığın zaman trende girebiliyorsun. Sonuçta benim TAA konsepti de Türkiye’de yok. Ama trendlerde dizileri görmek beni biraz üzüyor. Sebebi de, kullanıcı Youtube’a giriyor ve arama kısmına dizi veya fragman yazıyor bu sayede trende giriyor. Çok aranan veya farklı konseptte olan içerikler genelde trendlere giriyor.


”… Adama diyorum ki siber güvenlik şirketiyiz, adam diyor ki ‘Instagram şifresi kırabilir misin?’ …”

Siber güvenlikle alakalı girişiminizden beklentileriniz neler?

Siber güvenlik şirketimizle birkaç ürün çıkarmayı planlıyoruz bu aralar. Bizim ülkemizde maalesef bu tür işler pek anlaşılmıyor. Yani adama diyorum ki siber güvenlik şirketiyiz, adam diyor ki ”Instagram şifresi kırabilir misin?’‘ Bizi hacker zannediyor aslında. Tabii ki yeri geldiğinde, projemizin açıklarını bulma veya sistemi kontrol etme konusunda beyaz şapkalı hackerlardan destek alıyoruz. Bu iş çok yanlış anlaşıldığı için Türkiye’de, çıkaracağımız ürünlerin pazarı büyük bir ihtimal Türkiye olmayacak. Yani odak noktası Türkiye olmayacak, çok az oranda da olsa Türkiye’de potansiyel alıcılar mevcut.

Amacımız da şu, siber bir saldırı anında seni koruyacak ve bu sürede de sana siber bir saldırı altında olduğunu söyleyen bir sistem. Böyle sistemler dünyada çok vardır, biz kendimize göre farklı bir algoritmayla bunu yapmaya çalışıyoruz. Hayalim de ona iyi yatırımlar alıp, onu dünyaya açmak.  Tabii ki şu an henüz proje aşamasında, uzun bir yol, markalarla çalışarak yavaş yavaş adımızı duyurmaya başladık. Yani dijital yayıncılığın yanı sıra o taraf da güzel gidiyor. Bu arada parası pek güzel bir iş değil. (gülüyor) Geleceğin mesleği filan diyoruz eyvallah ama parası güzel değil. (gülüyor)

Kendi beslenme süreciniz içerisinde siz nelerden faydalanıyorsunuz?

Her zaman gitmediğim yerlere gitmeye çalışırım, farklı insanlar tanımaya çalışırım. Örneğin sanayiye giderim, İstanbul’un arka sokaklarına giderim. Ya da telefonla alakalı bir iş, bir video yapacağım zaman ben gidip de AVM’de telefon fiyatlarına bakmıyorum. Telefoncular çarşısına, Sirkeci’ye, hani böyle kurdun daha kurt olduğu yerlere gidiyorum. Çünkü hem biraz daha oraların raconunu öğreneyim, hem de o ortamı göreyim, neler satıyor nasıl satıyor gibi. Bana göre oradaki adamlar çok daha düzgün bilgi veriyor. Çünkü halkı iyi tanıyorlar. Bazen bir yerde bir arkadaşım bir espri yapıyor ya da bazen biri Instagram’dan yazıyor. Diyorum ki ‘’bu esprini kullanabilir miyim helal et.’’ (gülüyor) Bir kullanıcı kullandığı telefonla ilgili bir eksiği söylüyor, onu kenara not ediyorum videoda kullanıyorum. Her yerden ve her insandan besleniyorum.

Youtube ‘’Creators’’ programı neydi ve şimdi nedir?

Şöyle başladı, önce dediler ki ‘’100 bin ve üzeri abonesi olan ve faal içerik üreten kanallara Creators diye bir çağrı merkezi yaptık.’’ Şu işe yarıyordu, bir problemle karşılaştığında Youtube’a mail atıyordun hemen görüyorlardı ve yardımcı oluyorlardı. Ama temelde Youtube’la alakalı problem şu, algoritmasını anlatan videolar çok az ve yetersiz. Birisi video izleyerek anlayacağı konuyu, makale okuyarak anlamaya çalışıyor ve anlayamıyor. Bu konuda Youtube’un videoları çok az gerçekten.

Ekin Kollama,
Karikatürist ve Çizer Emrah Ablak‘la birlikte.

Murat ve Emrah Kaman kardeşlerle sinemaya dair, Emrah Ablak’la karikatür/çizgi roman konseptinde, Ufuk Yaltıraklı ile de felsefe üzerine videolar yaptınız. Bu tarzda günlükler çekmeye devam edecek misiniz?

Çok isterim çünkü ben zaten bunu çok seviyorum. Ben karikatürist birisiyle ya da bir oto sanayiciyle video yapmayı çok seviyorum. Sanayideki ustaya gider direkt sorarım mesela ‘’ağabey en çok kaza yapan araba nedir?’’ Bunları her meslekten insanla yapıyorum. O yüzden de mesleğin de profesyonel olmuş olmamış fark etmeksizin karşıma oturduğu zaman ona merak ettiğim ne varsa soruyorum ve güzel bir sohbet çıkıyor ortaya. Bu tür videoları da yapmaya devam edeceğim. Hem ben de bu videolardan bir şeyler öğreniyorum.


”… Hata mı yapıyorum acaba dedim. Ama sonuçta birinin benim halledebileceğim bir derdi, sıkıntısı varsa da görmezden gelemiyorum…”

Genel olarak takipçilerinizle interaktif bir ilişki kurduğunuzu düşünüyoruz. Aldığınız olumlu-olumsuz eleştirilerden size katkısı olanlar var mı? Eleştiriler sizi nasıl etkiliyor?

Haftada bir gün 10-15 dakika ayırıp takipçilerimle soru cevap yapıyorum. Ben çok fikir alışverişi yaparım, sorarım görüşünü alırım. Bazen o bana küfreder ben ona küfrederim. (gülüyor) Hiç fark etmiyor bana, benimle ilişkisi nasılsa o şekilde cevap veriyorum ona. Belki bana söylediği konuda haklı ama bunu küfür ederek dile getiriyor.

 Ama şunu kendime tecrübe ettim, ne kadar ulaşılmaz olursan aslında halk seni daha çok seviyor. Evet konuştuğun, mesajlaştığın adam da seni seviyor ama ulaşamadığı kişinin peşinden daha çok koşuyor. Ben böyle her şeye cevap verdiğim, vermeye çalıştığım dönemde kitlemin azaldığını fark ettim. Benim kendi tecrübem bu. Hata mı yapıyorum acaba dedim ama sonuçta birinin benim halledebileceğim bir derdi, sıkıntısı varsa da görmezden gelemiyorum.

Kafalar Karışık filminde Ekin Kollama

Sizin de kadrosunda yer aldığınız Kafalar Karışık isimli film vizyona girdi. Sizce film nasıldı?

Film hakikaten güzel bir film. Youtuber filmi denip küçümseniyor ama öyle değil. Bir de şöyle bir konu var ‘’youtuberlar film yapmasın.’’ Youtuber zaten içerik üreten kişi demek. Yani sen onu sinema filmine koyarsan o sinema filmi üretir. Bu adam zaten Youtube’da yeri geliyor yönetiyor yeri geliyor rol yapıyor, onun işi üretmek. Bu film, içinde youtuberların yer aldığı filmler arasında bence en iyisi. Daha iyi bir kamera arkası ekibinin olduğu, daha iyi oyuncuların yer aldığı ve daha iyi bir senaryonun olduğu başka bir film ben bilmiyorum. Arkadaşlarım da çekiyor ama yok yani.

Bu filmde sadece 3 tane youtuber başroldü. Bilal, Fatih ve Atakan. Geriye kalan filmdeki diğer youtuberlar ufak yan rollerdi. Ben aslında hikaye olarak çok omurga bir karakterim filmde ama 10-20 saniye filan gözüküyorum. (gülüyor) Sonuçta bu filmde bir sürü insan oynadı ve çalıştı. Belki yıllardır paraları verilmeyen set işçileri ya da oyuncular yeniden bir filmde yer aldı ve emeklerinin de karşılığını aldılar. Yani ‘’youtuberlar film çekmesin’’ deyince olmuyor. Neticede bu filmde 150 kişinin emeği var ve bir şekilde sektördeki insanlara çalışma fırsatı veriyor.

Teknolojiye Atarlanan Adam, nam-ı diğer TAA geri döndü.

TAA kanalını açmak ne zamandır aklınızdaydı?

2 yıldır aklımdaydı aslında. Her dönem bir şey popüler, fenomen oluyor. Röportaj Adam çıktı, Deep Turkish Web çıktı. Bunlar çıktıkları an, trendlerdeydi. Şimdi ben de yeni bir şeyim. Benim çıkış yaptığım dönemde yeni bir şey olmaması lazım. Düşündük, en uygun zamanda da koyduk ve başarılı da oldu. Zaten uzun zamandır bu işleri yapıyoruz, tahminlerimiz aşağı yukarı tutuyor.


”… Bence Cem Yılmaz ya da artık kimse koysun filmi bir platforma, vereyim 5 lira, 10 lira neyse izleyeyim. Helali hoş olsun. Reklam izlemeyeceğim, yarım saat vaktim çalınmayacak…”

Sizce bir film yapıp, sadece Youtube’da yayınlamak nasıl olur? Maddi anlamda film, sponsorluk ve reklamlarla kendini amorti edebilir mi?

Elbette olur. Markanın biraz akıllı olması gerekiyor. Adam ‘’ya bu Youtube’da yayınlanacak öyle mi şimdi” diyerek beğenmiyor. Ama Youtube’da yayınlanan reklamı daha fazla kişi görüyor, daha fazla kişi izliyor. Bunu düşünmüyorlar. Sinemada yayınlanacak bir filmde abuk sabuk bir reklama büyük paralar verebiliyor. Örneğin bir filmde X marka kola döküp içiyorlar. Ama bir Youtube videosunda masada kola olsun, reklamı böyle yapalım deyince marka istemiyor. ‘’Olur mu öyle şey, çok basit’’ diyor. Ama sinemada yaptın sen bunu. Ürünü izleyicinin gözüne soktun ve çirkin bir şekilde soktun. Orada biraz markaların iletişim danışmanları ya da o işe kim bakıyorsa biraz yetersiz kalıyor. Ama çekilebilir ve Youtube’da yayınlanır. Film de kendini finanse eder.

Geçen Cem Yılmaz’ın bir dağıtımcıyla konusu oldu mesela. Bu arada filmciler çok haklı. Geliyorum 20-30 dakika reklam izliyorum. Bence Cem Yılmaz ya da artık kimse koysun filmi bir platforma, vereyim 5 lira, 10 lira neyse izleyeyim. Helali hoş olsun. Reklam izlemeyeceğim, yarım saat vaktim çalınmayacak. Üstelik istediğim zaman durdurup tekrar izlerim, başa alır alır tekrar izlerim. Bir sahnesi çok hoşuma mı gitti, açar açar orayı gülerim. Hem film yapımcıları ve oyuncuları parasını kazanacak hem de ben bir izleyici olarak o andan keyif alacağım. Üzülerek söylüyorum televizyon nasıl bitiyorsa sinemada bu salon sahipleri yüzünden yavaş yavaş bitme noktasına gidecek.

Toplumda “fenomen olmak” çok saplantılı bir konu haline gelmiş gibi görünüyor. Bu çabaları nasıl değerlendiriyorsunuz?

Bu her ülkede her olan ve dünyanın en eski hastalığıdır, önemsenmek. Bir mekana girip önemsenmek, ya da gelinin kollarına taktığı takılarla kendi arkadaşları arasında önemsenmesi. Şimdi de bazı uygulamalar var insan oradakileri izlerken utanıyor ama yapacak bir şey yok. Askeri polisi görüyorum bu videolarda, dışarda görünce polise askere bir şey sorasım gelmiyor. Halkın gözünde askeriyenin polisin itibarını düşürüyorlar. Bak TicToc’a girsen aklını kaybedersin, öyle kötü bir yer. Çok kontrolsüz. Peki niye kimse onlara bir şey demiyor biliyor musun? Çünkü para kazanmıyorlar. Ama youtuberlar para kazanıyor. (gülüyor)


”…Çünkü adam senle bir işini görmek için arkadaş olmuş ve sen de bunu öğrenince üzülüyorsun
…”

Genç influcar’ları nasıl değerlendiriyorsunuz? Gelecekte ne gibi sorunlarla karşılaşabilirler?

16 yaşındasın, odandan dışarı çıkmamışsın ama çok ünlüsün. Tanıştığın herkes sana ‘’öyle iyisin, böyle iyisin, kralsın, kraliçesin’’ filan diyor. Sana böyle diyen insanların gerçek yüzünü de görünce psikolojik bunalıma giriyorsun. Çünkü adam senle bir işini görmek için arkadaş olmuş ve sen de bunu öğrenince üzülüyorsun.

Ben hep üniversiteye gidin diyorum. Fakat ben asla, üniversitede kurumun kendi verdiği eğitime inanmam. Çünkü hakikaten benim zamanımdaki bir çok hocamız yetersizdi. Nasıl hoca olmuş hiçbir fikrim yok. Adam karşısındaki insanla nasıl konuşacağını filan bilmiyor, sadece gel ders anlat demişler o da anlatıyor. Ama kampüste birçok farklı karakterde insan tanıdım. Zengin, fakir veya farklı ırk, din ve dillerde insanlarla tanıştım karşılaştım. Karakterim de bundan nasibini aldı ve ona göre oturdu. Öğrencilik hayatımda etrafımda o kadar çok entrika döndü ki, arkadaşlarım sağ olsun. Bundan dolayı çok temkinli yaklaşırım her şeye. Hani derler ya, ‘’oturup kalkmasını biliyor,’’ ‘’insanlarla nasıl konuşması gerektiğini biliyor’’ işte bunları öğrenmek asıl eğitim.  Ama ne yazık ki bazı hocalarda bu yok. Adam isterse dünyanın en iyi bilgisayar mühendisi olsun, etrafındaki hiçbir insanla konuşmadıktan, bir şey paylaşmadıktan sonra sosyal gelişimini tamamlamış olamıyor. Çoğu youtuberda da bunlar yok. Çünkü çok küçük yaşta tanınmaya başladılar, herkes onları pohpohladı. Normalde hiç yüzüne bakmayacak kızlar gülümseye başlıyor. Bunlar da tabii ki ilerleyen yaşlarında psikolojik bir yıkıma sebebiyet verecek. Ben öyle büyümedim Allah’tan. Her birinin psikolojik bir destek almasında fayda var diye düşünüyorum. Kesinlikle kafayı yiyecekler anlamında söylemiyorum, önlem almaları açısından söylüyorum.



Youtube’daki MCN Şirketleri ve ajanslar hakkında ne düşünüyorsunuz?

Bir iki tane var güzel olan. Onlar da olayı anlayanlar. Geçmişte biz bu konuları gündeme getirdiğimizde, bazı MCN şirketleri ve ajansları eleştiriyorduk. Mesela bir şirket vardı. Kendine bin tane kanal bağlamış. Bizim hiçbir şeyden haberimiz yok ve bizden %20 komisyon kesiyorlar. Hani dese ki ”videonu şöyle yap, böyle düzenle” veya bize yardımcı olsa, işi öğretse amenna diyeceğiz. Biz de zamanında bunlara karşı videolar çektik, kanmayın inanmayın dikkat edin diye. Seni büyüteceğiz kanalı büyüteceğiz diyen bir şirket geliyor, çocuk da kanıyor garibim. Bir kanal hiç kazanmasa ayda 10 dolar kazanır, bu şirket de kendine böyle bir sürü kanal bağlamış, hiç yorulmadan komisyonla geçiniyordu.


”…Adam diyor ki ’taşla kırıyorsun, bizim markamız buna karşı çıkar.’ Bunu diyen markanın Türkiye temsilcisi. Senin markan buna karşı çıkmaz, sen bir Türk’sün. Senin markan Hollandalı, zaten kendi ülkesine bu reklamın daniskasını vermiş…”

Gelecekten beklentiniz nedir?

Valla ben gelecekten fazla bir şey beklemiyorum aslında. (gülüyor) İşimi iyi yapayım istiyorum. Şu an TAA’ya çok önem veriyorum, onun abone sayısının artmasını istiyorum. Ona odaklandım şu an hatta o kadar sevildi ve beni şaşırttı ki, benim de psikolojimi bozdu. Sürekli oraya video çekesim geliyor. (gülüyor) Ben 50.000 veya 100.000 izlenir diyordum ve yavaş yavaş büyür kanal ben de rahat rahat yaparım diyordum. İlk 3 video trendlere girince beni daha çok üretmeye itti. 2 haftada 180.000 abone oldu. Çok garip bir ivmesi var. Beklentim şu aslında, ben istiyorum ki markalar böyle kırıp dökebilen bir kanalla iş yapacak seviyeye gelsin. Adam diyor ki ’’taşla kırıyorsun, bizim markamız buna karşı çıkar.’’ Bunu diyen markanın Türkiye temsilcisi. Senin markan buna karşı çıkmaz, sen bir Türk’sün. Senin markan Hollandalı, zaten kendi ülkesine bu reklamın daniskasını vermiş. Ama Türkiye’deki pr danışmanı ya da sorumlu kimse, bu konulara pek alışık ve ılımlı değiller. Endişeleri de bence şu, böyle bir şey yaptıklarında ‘’aman patron CEO kızmasın, bana fırça atmasın’’ diye diye bu hale getirdiler. Oysa dediğim gibi markalar kendi menşe ülkelerinde bu tür reklamların âlâsını yapıyor. Ben de böyle kişilerin olmadığı bir Youtube diliyorum ama sanırım olmayacak. (gülüyor)

Son olarak eklemek istediğiniz başka bir şey var mı?

Beni konuk aldığınız için teşekkür ederim, güzel bir röportaj oldu. Tüm okurlara selam olsun.

Paylaş