Hobinin Götürdüğü Yere Git, Belki de Zaman Makinesini Bulursun!

Röportaj: Battal Özçelik

 

Bazılarımız ataletiyle boğuşarak hobisi olmadığından yakınadursun, pek çoğumuz hobilerinden besleniyor ve yeni hobiler edinmekten de heyecan duyuyor. Tutku ve istikrarla yıllardır hobisinin götürdüğü yere giden Kürşat Çetin de bu anlamda aklımıza gelen en önemli isimlerden biri. Resmen ilham veriyor!

Şimdi, öyle bir hobi düşünün ki sizi pek çok konuda besliyor: Sinemayı kamera açılarıyla, mekanlarıyla didik didik inceletiyor. Şehri ilçe ilçe gezdiriyor, her ilçenin mimari üslubuna dair fikir sahibi yapıyor. Ayrıca botanik bilginizi de güncel tutuyor. Bir bakmışsınız ağaç türlerini ve hangi bölgelerde yetiştiklerini az çok biliyorsunuz. E tabii yer-yön duyunuzla beraber coğrafya bilginiz de epey pekişiyor. Özetle yaşadığınız şehri, müzesi, kütühanesi, konağı, yolları, sahili, parkı ile yeniden yeniden keşfettiriyor ve size tam bir “kentli” gibi hissettiriyor. Ne güzel hobi!

Kürşat Çetin, izlediği film ve dizilerdeki mekanların peşine düşen bir kaşif. Özellikle de çok sevdiği Yeşilçam filmlerinin peşinde. 9 yıldır birikmekte olan müthiş bir arşivi var. Ara sıra geçmişe gidip “o an”ların keyfini çıkarmayı çok seviyor. Bu yüzden de “o mekan”ı bulmak, onun için zamanda yolculuk gibi…

Kendisiyle “Nerede Çekildi”yi ve bu 9 yıllık sürecin yansımalarını konuştuk. Çok isteyip de henüz bir hobisi olmayanlara ilham vermesi dileğiyle, keyifli okumalar…

 

Hobisini, senelerdir böylesine büyük bir tutku ile devam ettiren birini tanımayı çok isteriz. Bize Kürşat Çetin’i anlatır mısınız?

1981 Denizli doğumluyum. Anadolu Üniversitesi İletişim Fakültesi mezunuyum. 10 küsur senedir özel bir şirkette eğitim uzmanı olarak çalışmaktayım. Evli ve bir çocuk babasıyım.

 

Çocukluk dönemlerinizden “Nerede Çekildi” serisine kadarki süreçte, sinema ile ilişkiniz nasıldı? Seyirci olmanın dışında hikayecilik, oyunculuk, yönetmenlik gibi konularda merakınız ya da üretimleriniz var mıydı?

“Nerede Çekildi” başlayana kadar aslında ben de herkes kadar sinema/film seven biriydim. Belki biraz daha fazla seviyordum da diyebiliriz aslında. Üniversite öncesi ve üniversite zamanlarında kısa öykü ve senaryo denemelerim de olmuştu. Hala saklarım. Kısa film için de bazı denemelerim olmuştu; ama hiçbir zaman onları hayata geçiremedim. Oyunculuk deneyimim hiç olmadı. Aslında merakım da var diyemem. Apayrı bir olay. Eğitim gerektiren bir şey. Hiç kolay olduğunu düşünmüyorum. Yönetmenlik de aynı şey benim için. Eğer bir filmde yer alacak olsam, yaratıcı ekipte ya da filmin fikir ve senaryo aşamasında olmak isterdim.

“Bir anda zaman makinesiyle geçmişe gittiğimi hissettim.”

Peki, “Nerede Çekildi”nin kendi hikayesi nasıl başladı? Onun senaryosu nasıl yazıldı?

Tamamen tesadüfi diyebiliriz. Bir kıvılcımın yangına dönüşmesini yaşadım aslında. 2009 yılında bir akşam iş çıkışı, beni arabayla bırakacak olan iş arkadaşımın yanlış sokağa girmesi ve o sokakta bulunan, “Bizimkiler” dizisinin çekildiği apartmanı bana göstermesiyle kıvılcım çaktı. Birkaç saniye inanılmaz hissetmiştim kendimi. Bir anda zaman makinesiyle geçmişe gittiğimi hissettim. Çok sevdiğim bir diziydi ve bir anda o dizinin içinde buldum kendimi. Apartman aynı duruyordu. Gözüm Sabri Bey’i, Kapıcı Cafer’i aradı o birkaç saniyelik zaman geçişinde. Ve merak uyandı… Acaba burası duruyorsa diğer yerler de duruyor muydu? İşte bu kıvılcım, merakla birlikte büyük bir yangına dönüştü. Daha sonra araştırmalarım ve gezilerim başladı.

Bizimkiler Dizisi

“Mekanları bulduğumda kendimi geçmişteki o anın içerisinde hayal ediyorum, hissediyorum’’ diyorsunuz. Bir anda  geçmiş zamanın içerisinde olup o anı yaşamak, hissetmek, şüphesiz ki çok heyecan verici bir duygu. Bu duygu, sizi senelerdir nasıl etkiliyor? Bu durum, zamanla sizi nasıl birine dönüştürdü ya da dönüştürdü mü?

Aslında bir dönüşüm ya da değişimden çok fazla bahsedemem; çünkü zaten çocukluğumdan beri geçmişe ve tarihe meraklı biriydim. Çocukken bile gittiğim antik şehirlerden bir taş alır ve akşam yatağımda o taşa bakıp hayal kurardım. Acaba bu taşa kimler dokundu, o taşı hangi krallar, padişahlar gördü… Bu taş hangi savaşlara ve toplumsal olaylara tanık oldu diye o dönemlere uzun uzun zihinsel yolculuklar yapardım. Geçmişi biriktirmeyi seviyorum kısaca. Değişik koleksiyonlarım vardır. Koleksiyoner olduğumu söyleyemem; ama yine de geçmişle ilgili şeyleri biriktirmeyi severim. Kitap olsun, plak olsun, antika objeler olsun… Hiç fark etmez. Kısaca geçmişi, o maddi objelerle yaşıyorum diyebilirim.

“Kentle birebir tanışmış, tokalaşmış oluyorsunuz.”

Hobilerimiz bizi çokça etkileyen ve besleyen etkinlikler; ancak herkes sizin kadar tutkulu olamayabiliyor. Filmler izlediğiniz, bazı filmleri defalarca kez izlediğiniz, bazı filmleri saatlerce izlediğiniz, ardından adım adım “o an”ların peşine düştüğünüz bu koca süreç hayatınıza ne kattı? Hayatı yaşama biçiminizi etkiledi mi?

Beni biraz detaycı yaptığını itiraf edebilirim. Çünkü bir filmin sahnesini gerçek yaşamda bulmak inanılmaz zahmetli bir iş. Adım adım ilerleyen ve sabır gerektiren bir olay. Bir filmi 8-10 saat durdura durdura izliyorsunuz. Mekan analizi yapıyorsunuz ve gördüğünüz sahneyi ilçelere göre tahmini olarak kısıtlayarak bir sonuca gitmeye çalışıyorsunuz. Bu durum, bir anlamda analitik düşünmeyi de geliştirecek faktörlerden ve tabii ki benim de gündelik ve iş hayatımı olumlu şekilde etkiledi. Öngörü sahibi olmamı sağladı. Ayrıca “kentli olma” fikrini ve yaşamımı pekiştirdi. Kentli insan, yaşadığı şehrin her şeyini bilmeli bana göre. Toplu taşımasından müzelerine kadar… Bu süreç bana en çok bunu kattı. Beni kentli yaptı ve yaşadığım şehri, İstanbul’u çok yakından; hatta yollarındaki taşlarına kadar tanımamı sağladı. Çünkü şehri ilçe ilçe analiz ettim, özellikle mimari yapılarına göre… Her ilçe, parmak izi gibi birbirinden farklı. Her ilçenin, mahallenin kendine göre karakteri var ve bir süre sonra bunu keşfettiğinizde işler çok daha kolay ve keyifli hale geliyor. Kentle birebir tanışmış, tokalaşmış oluyorsunuz.

Neşeli Günler Filmi – Turşucu

2009’dan bu yana devam ettirdiğiniz bu süreçte, mekanlardaki değişimi nasıl değerlendiriyorsunuz? Karşılaştığınız “değişim”in sizi olumlu ya da olumsuz manada çok etkilediği, hayrete düşürdüğü anlar yaşadınız mı?

Ben aslında değişmemiş, günümüze kadar gelebilmiş mekanları bulup paylaşıyorum. Daha sonradan yıkılmış yerler tabii ki var; ama benim paylaşım alanım, korunarak ya da bir şekilde virane halde de olsa hayatta kalmış yerleri bulup paylaşmak. Aradığım mekanlardaki değişimden çok o mekanların ya da o bölgenin etrafının değişimi beni hayrete düşürdü. Bir zamanlar mahallenin köşesinde tek başına duran köşk, şimdi yine orada duruyor; ama etrafına baktığınız zaman büyük yapılar vs. var. Beni hayrete düşüren ve yıllar içindeki “değişim”e şahit olmamı sağlayanlar bu tür yapılaşmalar.

 

Olumsuz türdeki değişimlerden duygusal olarak nasıl etkileniyorsunuz? İçerisinde olmayı çok istediğiniz bir mekanı, harap olmuş olarak bulduğunuzda ya da hiç bulamadığınızda…

Bu tür durumlarda tabii ki her insan üzülür; ama ben üzülmekten çok hayıflanıyorum. Kendime kızıyorum hatta. Neden bu hobiye daha önce başlamadım diye. Belki birkaç ay ya da yıl önce oraya gitseydim o mekan yerinde olacaktı. Özellikle İstanbul’da değişim her an söz konusu. Bir keresinde arabayla yanından geçtiğim ve üşenip fotoğraf çektirmediğim yere birkaç ay sonra gitmiştim. Gittiğimde yıkılmamıştı; ama sıfırdan restore edilmişti. Restorasyona kesinlikle karşı değilim; ama daha önce fotoğraf çektirseydim o mekanın birebir filmdeki hali elimde olacaktı. Bu nedenle, bazı durumları ertelemek de geç kalmanıza neden olabiliyor.

İzlediğiniz bir filmde peşine düşeceğiniz mekanı seçerken, sahne görseline hangi referans noktalarını ekliyorsunuz? Ağaçlar, geniş açılı görüntüler, kapılar vs.  Özetle, kentlerin zamanla değiştiğini düşünürsek, bir mekanı bulmada ne tür referanslar daha iyi sonuç veriyor?

Az önce biraz yanıtladım bu soruyu; ama tekrar cevap verecek olursam, en önemli referansım: Mimari. Şehrin mimarisi, her semte göre değişiklik gösterebiliyor ve semtleri tanıdıkça kafanızda mimari yapılar ve biçim, parça parça oturmaya başlıyor. Her zaman tutuyor mu? Tabii ki hayır. Tarlabaşı diye tahmin ettiğiniz bir yer Balat’ta karşınıza çıkabiliyor. Emek ve sabır gerektiren durum da burada ortaya çıkıyor. Ayrıca ağaçlar da önemli referans. Hangi tür ağaçların hangi bölgelerde konumlandığı da sizin için bir ipucu olabiliyor. Geniş açı ise işinizi en kolaylaştıran durumlardan bir tanesi. Geniş açıda bir camii veya başka spesifik bir bina görürsünüz ve onun konumuna göre sahnenin nerede çekildiğini açılarıyla saptayabilirsiniz. Tabii İstanbul’da yüzlerce camii var. Camileri de iyi bilmeniz ve tanımanız gerekiyor. Mesela, Kemal Sunal’ın Şark Bülbülü filminin bir sahnesini, iki minareli camileri arayarak bulmuştum. Kısaca geniş açı çekimler, benim için her zaman iyidir.

“… bir anda filmin o sahneleri etrafımı sarar. Her yer boyut değiştirir.”

Şimdiye kadar içerisinde en yoğun duyguları yaşadığınız mekan neresiydi? Bizim için duygularınızı tarifler misiniz?

800’e yakın mekan gezdim. Tek bir film ile bu soruyu cevaplayamam aslında. Diğerlerine haksızlık etmiş olurum. Hepsinde ayrı ve güzel duygular yaşadım. Yıllarca öncesine giderek bir filmin sahnesinde yer almak çok güzel bir duygu. Zamanda yolculuk dediğim olay bu. Çatalca’daki mağaralardan Levent’teki villalara kadar pek çok filmin sahnesini yaşadım.

Bir mekana gittiğim zaman hemen fotoğraf çektirmem. Önce birkaç saniye dururum. Filmin o sahnesini düşünürüm. Hatta telefonumdan o filmi açar, biraz izlerim. Ve bir anda filmin o sahneleri etrafımı sarar. Her yer boyut değiştirir. Kaldırım taşı, duvar, bina kapısı, ağaç… Hepsi anlam kazanır ve canlanır. Artık ben de o filme sonradan da olsa dahil olmuşumdur. Zaten bu hisler devam ettikçe bu hobiyi sürdüreceğim. Gidip fotoğraf çektirip insanlarla hemen paylaşıp beğeni toplamak gibi bir kaygım yok. Hiç paylaşmadığım bir çok görselim duruyor hala. Sonuçta maddi bir çıkarım ya da gelirim yok bu hobiden. Zaten öyle olsaydı sanırım daha profesyonel olurdum. Kısaca ben zevk aldığım bir durumu insanlarla paylaşıyorum. Önce kendimin beğenmesi lazım yaptığım şeyi… Konuyu biraz dağıttım sanırım?

 

Hayır hayır, duygularınızı paylaşmak çok heyecan verici. Peki, bulmakta en çok zorlandığınız mekan hangisiydi ve neden zorlanmıştınız?

Birçoğunda zorluk yaşadım tabii ki. İnternete girip aradığınız yerin açık adresini bulamıyorsunuz sonuçta; ama sanırım en zorlandığım yerler genelde Levent’teki yerler oldu. Örneğin “Ah Nerede” filminin mekanları. Sokaklar, apartmanlar, yollar o kadar çok birbirine benziyor ki… Tam buldum dediğiniz bir anda, sizin için ayrıntı olacak şeyin orada olmadığını görüyorsunuz. Levent bu konuda beni biraz zorladı; ama sonuçta birçok mekanı buldum.

7 Numara Dizisi

Sanıyorum ki “Her Şey Çok Güzel Olacak” filmi sizin için ayrı bir öneme sahip. Sebebini bizimle paylaşır mısınız? Geçtiğimiz aylarda da Cem Yılmaz’la bir tanışma hikayeniz oldu. Bundan da kısaca bahsedebilir misiniz? Cem Yılmaz, tutkunuzu nasıl değerlendirdi?

Beni böyle etkileyen birkaç film vardır: “The Big Lebowski” de çok özeldir mesela. “Her Şey Çok Güzel Olacak” filmini ayda en az 1 kere izlerim. Bu yıl vizyona girişinin 20. yılı ve mekanları, benim “Nerede Çekildi” hesabımın ilk görsellerinde yer alır. Yani ilk aradığım ve bulduğum yerlerdir. Hatta, Altan’ın evini bulmak baya zorlamıştı beni. Cem Yılmaz ile tanışma hikayesine gelecek olursak, kendisi beni Fikir Sanat’a davet etti. Cem Yılmaz da Yeşilçam ve Türk Sineması konusunda inanılmaz bilgi ve birikim sahibi bir sanatçıdır. Filmlerindeki göndermelerden de fark edersiniz zaten. Ve Yeşilçam’a hep vefalı davranmıştır. Benimle tanışma sebebi, o zaman çekeceği “Arif V 216” filmiydi. Daha sonra da gittim ofise, aylar içinde ekiptekilerle uzun görüşmelerim, sunumlarım oldu. Film için bir nevi danışmanlık yaptım; ama öyle ciddi bir danışmanlıktan bahsetmiyorum. Filmin senaryosunu okudum ve nerelerde ne olabileceği ile ilgili fikirlerimi ve bu fikirleri destekleyecek sunumlarımı/görsellerimi paylaştım. Benim için inanılmaz bir deneyimdi ve zaten film sonundaki jenerikte, adım Nuri Bilge Ceylan, Zeki Demirkubuz, Türker İnanoğlu ve birçok önemli kişiyle beraber “Teşekkürler” kısmında yer aldı. Daha fazla mutluluk verici bir şey olabilir mi?

 

Elinizde birçok filme ait afiş ve film materyali var, sıkı bir koleksiyoncusunuz. Hobiniz dolayısıyla bu materyaller mi bir şekilde sizi buluyor, yoksa sizin bu konuda yoğun bir çabanız var mı?

Aslında ben buluyorum. Sahaflardan, antikacılardan vs… Bu da ayrı bir keyif; ama biraz masraflı. Ben de kendime göre koleksiyonumu genişletmeye çalışıyorum. Materyaller çok önemli benim için. Bazen sıkılıp 1950 ve 60’ların sinema dergilerini okuyorum. Hem de dergiyi elime alıp. O kadar keyif verici ki… Kullanılan dil, günün modası, insan ilişkileri, toplumun o zamanki yapısı… Veya o dönemlerin plaklarını pikabımda ya da gramofonumda dinliyorum. Tamamen geçmişte yaşıyorum gibi anlaşılmasın; ama zaman zaman bu tür yolculuklara çıkıyorum.

 

Bu vesileyle İstanbul’u karış karış geziyorsunuz. Peki, yönetmenler, yapımcılar sizinle iletişime geçerek çekecekleri film için mekan önerileri istiyor mu?

Bu konuyla ilgili destek isteyen ve yaptıklarıma değer veren tek kişi “Cem Yılmaz” oldu. Ama tabii ki sosyal medya üzerinden beni takip eden birçok yönetmen, oyuncu vs. var. Hepsine ilgileri için teşekkür ederim.

 

Yeşilçam oyuncularından ya da bugünün sinemacılarından, yaptığınız iş dolayısıyla bir övgü veya tavsiye alıyor musunuz?

Rahmetli Oya Aydoğan’dan bir teşekkür almıştım. Onun dışında da tabii ki güzel yorumları olan birçok eski-yeni oyuncu oldu. Bunlar da benim için tabii ki çok güzel duygular. Filminin çekildiği yere 40 yıl sonra gittiğiniz sanatçı size teşekkür ediyor, güzel şeyler söylüyor. Bu tür geri dönüşler benim için paha biçilemez.

 

“Nerede Çekildi” ile ilgili ileriye dönük planlarınız neler?
Bir planım yok diyebilirim. Plan yaparsam uymak zorunda kalırım; uyamazsam da üzülürüm. Doğaçlama şeklinde ilerliyor benim projem. Belki bir belgesel programı olabilir, youtube kanalı olabilir, kitap vs. olabilir. Bunlar bana gelen teklifler; ama henüz bir adım atmış değilim.

Yabancı filmlerin çekildiği yerleri de paylaşmayı çok istiyorum. Paris’ten, Viyana’dan, Almanya’dan ve başka Avrupa şehirlerinden; hatta Kıbrıs’tan böyle kareler paylaştım; ama onlar tatil için gittiğimde kendime ayırdığım kısa zaman aralıklarındaydı. Daha geniş zamanlı araştırma yapmak isterdim.

 

Okurlarımıza, umutlarını tazeleyebilmek adına dünyanın her yerinden “iyi” haberler ulaştırıyoruz. Bizim hakkımızda ne düşünüyorsunuz?

Haberlerinizi takip ediyorum. Gerçekten iyi haberlere çok ihtiyacımız var ve sizin haber ve paylaşımlarınız birçok insan için umut olacaktır. Çünkü kötülerden, kötü haberlerden ve kötüleri görmekten sıkıldık artık. Umarım iyi şeyler hep olur, devam eder ve sizin de yayınlarınız uzun soluklu olur.

 

Son olarak, ne söylemek istersiniz?

Değer verip benimle bu röportajı yaptığınız için çok teşekkür ederim size. Gerçekten çok keyifli sorulardı ve elimden geldiğince, samimi olarak yanıtlamaya çalıştım. Umarım okurlarınız da beğenir. Tekrar teşekkür ederim.

 

Biz de bu keyifli röportaj için çok teşekkür ederiz.

Paylaş